Anasayfan Yap    Favorilerine Ekle    E-Posta    Tavsiye Et    Iletisim 
Bugün : 9 Eylül 2010   
 
 
 

Anasayfa

Haberler

Yazılar

Resimler

Uyeler

E-Kart

Ziyaretçi Defteri

Bize Yazın

Sizden Gelenler

Duyurular

Mezunlar Bölümü
 

Menü
Genel
    Unutamadıklarımız Ahde Vefa
    Tarihçemiz
    Hazim Kulak Kimdir?
    Müdürlerimiz
    Kontenjan Durumumuz

TopLam Kalite Yönetimi
    Amacımız
    Vizyonumuz
    Misyonumuz
    Değerlerimiz
    Okul Gelişimi Planı
    Stratejilerimiz
    Ekiplerimiz

Başarılarımız
    Genel Başarılarımız
    Okul Birincilerimiz
    Sportif Yarışmalardaki Başarılarımız
    Sınavlardaki Başarılarımız
    Sos ve Kül Yarş Başarılarımız

Yönetim
    İdarecilerimiz
    ÖgretmenLerimiz
    GeneL Idare Hizmetleri
    Yardimci Hizmet Birimi
    Okul Çalışma Takvimi
    İstatistiki Bilgiler
    Vakit Çizelgesi
    Okulumuzda Güvenlik Sistemi

Eğitim-Öğretim
    Veliler İçin NotLar - DevamsızLıkLar
    Bölümlerimiz (Eğitim ve Araştırma)
    Rehberlik ve Psik. Dan. Servisi
    Ödül ve Disiplin
    Projelerimiz
    Bu Yönetmelikleri Biliyor musunuz?

FaaliyetLer
    Okul Öğrenci Kulüplerimiz
    Sosyal Ve Kültürel Faaliyetler
    Sportif Faaliyetler
    Gezilerimiz
    Müzik ve Dans Gurubu
    Resim-Sergi-Kermes
    Tiyatro ve Gösteriler
    Halk Oyunları
    Basında Biz
    Panel-Konferans ve Tanıtımlar

OkuL-Aile-ÖğrenCi
    Okul-ÖğrenCi Meclisi
    Öğrenci-Veli-Okul Sözleşmesi
    Okul Aile Birliği Çalışmaları
    Maddi Kaynaklar ve Durumu

İletişim
    İletişim Adresimiz
    E-Posta Adresimiz
    Okulumuzdaki İletişim Araçları

FarkLı
    Foto Galeri
    Web Kadromuz
    Ziyaterçi Defteri
    İlk Sitemiz>>>
    Öğrenci Kıyafetlerimiz
    Güzel Yazılar Ve Hikayeler
    Sınıflarımız

Istatistikler
Üyeler
Son üyemiz : MEVLUT
Bugün : 0
Dün : 0
Onay bekleyen : 0
Kayitli üye : 1696
Banlanmislar
» belali_capkin , » muhuttin1 , » muhuttin31 , » muittin31 , » muhittin12 , » varos , » Misafir , » aylin , » playboy68 , 
Kimler Bagli
 Bagli üye yok..
Sitede aktif
Üye : 0
Misafir : 3
Toplam : 3
IP No : 38.107.191.91
Site sayaci
Bugün Tekil : 25
Bugün Çogul : 25
Bugün Toplam : 50
----------------
Dün Tekil : 68
Dün Çogul : 71
Dün Toplam : 139
----------------
Genel Tekil : 109033
Genel Çogul : 128748
Genel Toplam : 237781

» Güzel Yazılar Ve Hikayeler
  Mavi Kurdale

 New Yorkta yaşayan bir öğretmen, lise son sınıf taki öğrencilerini, "diğer insanlardan farklı özelliklerini" vurgulayarak onurlandırmaya karar vermişti. California Del Mardan Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırdı. İlk önce öğrencilere sınıf ve kendisi için ne kadar özel olduklarını belirtti. Sonra her birine üzerinde altın harflerle "Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele verdi. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verdi. Her bir öğrencisine üçer tane daha kurdele verip, onlardan bu töreni gerçek dünyada devam ettirmelerini istedi. Öğrenciler, daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi. Çocuklardan biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan yakınlarındaki bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından, iki tane daha kurdele verdi ve: "Sınıfça bu konuda bir projemiz var. Sizden onurlandırmanız için birini bulmanızı istiyoruz. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlar da bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etti. O gün üst yönetici, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verdi. Patronun odasına girdi ve onun "iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü" onu takdir edip örnek aldığını söyledi. Bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sordu. Şaşkına dönen patron; "Tabii ki" şeklinde cevap verdi. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirdi. Ekstra kurdeleyi verirken de; "Bana bir iyilik yapar mısınız?... Siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz?... Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu kabul görme töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece "bunun, insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş..." dedi... O gece patron evine geldiğinde, on dört yaşındaki oğlunun yanına oturdu. "Bugün inanılmaz bir şey oldu" dedi. "Ofisteydim. Üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, "İş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi... Bir hayal etmeğe çalış... Benim bir dahi olduğumu düşünüyor.. "Siz çok önemlisiniz" yazılı bu kurdeleyi tam göğsümün üstüne taktı. Bana ekstra bir kurdele verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi. Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... Ben "seni" onurlandırmak istiyorum.Günlerim aşırı yorucu geçiyor. Eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu gece bir şekilde buraya oturup, sana benim için ne kadar farklı ve özel olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun. Seni seviyorum" diye devam etti... Şaşkına dönen çocuk şimdi ağlamaya başlamıştı... Bütün vücudu titriyordu... Başını kaldırdı, gözleri yaş içinde olarak babasına baktı ve: "Yarın intihar edecektim" baba, dedi... "Baba, ben senin...çünkü ben senin... beni hiç sevmediğini... beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama artık her şey çok farklı. Sen baba, şu an... Oğlunun hayatını kurtardın!..." Sizin de sevginizi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu sakın unutmayın... Hepinize yetecek kadar kurdele var.

 

KAVANOZDAKİ TAŞLAR

 

Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar

düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı öğretmen,

çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük bir deney yapalım" demiş.

Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir torbadan irice kaya

parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirmiş.

Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz doldu mu?"

Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş.

"Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük çakıl taşı

çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş. Kavanozu eline alıp sallamış, küçük

parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler.

Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?"

İşin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.

"Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez de bir kova

dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük taşların arasındaki

bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş.

Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?"

"Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.

Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun içine dökmeye başlamış.

Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders çıkardınız?"

Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış;

"Şu dersi çıkarttık. Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler için zaman bulabilirsiniz."

"O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması gereken asıl

ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."

Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu sormuş;

"Hayatınızdaki büyük taş parçaları hangileri, onları ilk iş olarak kavanoza koyuyor musunuz?

Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla doldurup büyük parçaları dışarıda mı bırakıyorsunuz

 

ACELE KARAR VERMEYİN....

 

Çin düşünürü Lao Tzunun öyküsü........

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama

Kral bile onu kıskanırmış... Öyle dillere destan bir beyaz atı

varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin

tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

"Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan

dostunu satar mı" dermiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki,

at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak,

bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala

satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.

Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...

İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.

"Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.

Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.

Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı?

Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç.

Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.

Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...

Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.

Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.

Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler.

"Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının

kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu

oldu senin için, şimdi bir at sürün var.."

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz"

demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.

Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini

henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.

Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz

kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler

ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler...

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan

ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış.

Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman

yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

"Bir kez daha haklı çıktın" demişler.

"Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre

kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.

Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın"

demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme

hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş.

"O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.

Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba

ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde

gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu

ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan

bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler,

ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri

askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın

kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya

öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı

olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık

ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler,

belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının

kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..."

"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş,

ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez.

Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda,

sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih,

hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış:

"Acele karar vermeyin.

Hayatın küçük bir dilimine bakıp

tamamı hakkında karar vermekten kaçının.

Karar; aklın durması halidir.

Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi,

dolayısı ile gelişmeyi durdurur.

Buna rağmen akıl,

insanı daima karara zorlar.

Çünkü gelişme halinde olmak

tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.

Oysa gezi asla sona ermez.

Bir yol biterken yenisi başlar.

Bir kapı kapanırken, başkası açılır.

Bir hedefe ulaşırsınız ve

daha yüksek bir hedefin hemen

oracıkta olduğunu görürsünüz."

Lao Tzu

Bir Küçük Tebessüm (Hikaye)

 

Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi. Bu gülümseme 

adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava 

içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta 

teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı, 

yolladı. Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her 

öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş 

bıraktı. Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu. 

Aksam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her 

zaman köşe basında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.

Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki. İki gündür boğazından

aşağı lokma geçmemişti. Karnını ilk defa doyurduktan sonra, 

bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak 

tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titresen köpek 

yavrusunu görünce, kucağına alıverdi. Küçük köpek gecenin 

soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada sabaha

kadar koşuşturdu. Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar 

sardı. Bir yangın başlıyordu. Dumanı koklayan köpek öyle 

bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra 

bütün apartman halkı. Anneler, babalar dumandan boğulmak

üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.

 Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan 

bir TEBESSÜMSÜN sonucuydu.

 

Yolumuzdaki Engeller.. (Hikaye)

 

Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine 

kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. 

Bakalım neler olacak?. 

Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, 

saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene 

kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. 

Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar 

vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir 

köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.

Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı 

ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı 

ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden 

sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin 

durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu 

vardı içinde. 

 "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. 

 Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. 

 "Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır."  

 

Arkadaş (Hikaye)

 

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü.

 İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru

 altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:

 - Teğmenim. Fırlayıp

 arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..

 Delirdin mi? der gibi baktı teğmen...

 - Gitmeye değer mi?. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla

 ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma sakın..

 Asker ısrar etti ve teğmen "Peki " dedi.. "Git o zaman.."

 İnanılması güç bir mucize. Asker o korkunç ateş  yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa

 döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar  içindeki askeri muayene etti.. Sonra onu sipere taşınan arkadaşına döndü:

 - Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez,demiştim. Bu zaten ölmüş..

 - Değdi teğmenim. dedi asker..

 - Nasıl değdi? dedi teğmen. Bu adam ölmüş görmüyor musun?..

 - Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına

 ulaştığımda henüz sağdı..

 Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim icin..

 Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:

 - Jim!.. Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı... Geleceğini  biliyordum..

         

Gül yaprağı

 

Uzakdoğuda bir budist tapınağı, bilgeliğin gizlerini

aramak için gelenleri kabul ediyordu. Burada geçerli

olan incelik; anlatmak istediklerini konuşmadan

açıklayabilmekti. Bir gün tapınağın kapısına bir yabancı

geldi. Yabancı kapıda öylece durdu ve bekledi.

Burada sezgisel buluşmaya inanılıyordu, o yüzden

kapıda herhangi bir tokmak, çan veya zil yoktu.

Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki budist,

kapıda duran yabancıya baktı. Bir selamlaşmadan

sonra sözsüz konuşmaları başladı. Gelen yabancı,

tapınağa girmek ve burada kalmak istiyordu.

Budist bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar

suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yabancıya uzattı.

Bu, yeni bir arayıcıyı kabul edemeyecek kadar doluyuz

demekti. Yabancı tapınağın bahçesine döndü, aldığı bir

gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı.

Gül yaprağı suyun üsünde yüzüyordu ve su taşmamıştı.

İçerideki budist saygıyla eğildi ve kapıyı açarak

yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir

gül yaprağına her zaman yer vardı.

  

Bulutla yıldız

 

Bir zamanlar gökyüzünde birbirlerini

gerçekten çok seven bir bulutla yıldız vardı...

Bulut gökyüzünün en şeker, en pembe bulutu

yıldızsa; en parlak, umudu en çok yansıtan yıldızıydı...

 

Gökyüzündeki her varlık onların sevgisini kıskanırdı...

Tatlı bir kıskançlıktı onlarınkisi... Ama biri vardı ki;

bulut ve yıldızın ayrılmalarını yürekten istiyordu...

Hem de yıldızın en yakın arkadaşı olmasına rağmen...

 

Bulut biraz saftı, kimseyi kıramazdı...

Yıldızsa bulutu için elinden gelen her şeyi yapabilir,

herkese meydan okuyabilirdi... Zaten onun için

bir bulutu bir de çok sevdiği dostu peri vardı...

Bir derdi olduğunda gider periye anlatırdı...

Nereden bilebilirdi ki, perinin bir gün bunların hepsini

yıldızla bulutun ayrılmalari için kullanacağını?

 

Bir gün nazar değdi bulutla yıldıza...

Hiç yoktan bir sebepten tartıştılar.

Bulut, çekti gitti, hatalı olmasına rağmen.

Yıldızsa "Nasılsa bulutum beni seviyor,

dönecektir." diye düşündü... Fakat hiç bir şey

beklendiği gibi gitmedi... Bulut dönmedi.

Kim bilir, belki de cesaret edemedi dönmeye.

Tek bir gerçek vardı ki:

O da; ikisinin de çok üzgün olduklarıydı...

 

Gökyüzündeki iyilik melekleri bile ağladılar

onların durumlarına ama ne fayda...

 

Ertesi gün yıldız olanları en yakın dostu periye anlattı...

Periyse göstermelik bir hüzne büründü...

Eline büyük bir fırsat geçmişti. Artık hayatı boyunca

kıskandığı kişiye karşı kozları vardı elinde.

O kişi, en yakın dostu yıldız olmasına rağmen

kullanacaktı kozlarını... Hem de büyük bir zevkle...

 

Bulutun yanına gitti ve yıldızın artık onu sevmediğini

söyledi. Bulutsa üzüldü, boynunu büktü ama elinden

hiç bir şey gelmeyeceğini düşündü...

Çünkü yıldız inatçıydı..

Bir kere olmaz dediyse, bir daha olur demezdi.

Peri de bulutun bu üzgün durumundan yararlanıp

ona olan sevgisini itiraf etti...

Bulut da kimseyi kıramadığı için perinin,

yıldızının yerine geçmesine izin verdi...

 

Yıldız, günlerce bulutunun dönmesini,

ondan af dilemesini bekledi... Ama bulut gelmedi.

Bir gün yıldız, bulutun yanına gidip,

konuşmaya karar verdi. Gece yola çıktı.

 

Bulut, dostu sandığı periyle birlikte ayda eleleydi...

Melekler dayanamayıp, tüm olan biteni anlattılar yıldıza...

Çok üzüldü ve çaresiz, döndü arkasını gitti...

Yavaş yavaş sönmeye başladı...

 

O günden sonra yıldız söndü, ışık veremez oldu..

Bulutsa artık ne o kadar pembe, ne de o kadar kadifeydi.

 

Yıldız, ilk zamanlar her şeyden vazgeçti, hayata küstü...

Ama kolay pes etmezdi.

Kısa bir süre sonra hayatıyla ilgili o önemli kararı verdi.

 

O güne kadar hiç görmediği güneşin yanına gidecekti

ve biraz daha ışık isteyecekti ondan. Çok geçmeden

daha önce hiç görmediği güneşin yanına gitti...

Ondan yansıtması için biraz daha ışık istedi...

Güneş ışık yerine sevgisini verdi yıldıza...

 

O gün bu gündür yıldız,

dünyaya güneşin sevgisini yansıtır....

Bulutsa; hep gözyaşlarını akıtır dünyaya...

Bir de yüreğinde kopan fırtınaları...

   

MARANGOZ (Hikaye)

 

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren 

müteahhidine, çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve 

eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam 

sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette 

özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.

Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine 

bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. 

Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün 

yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı. Bastan savma 

bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini 

adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!..

işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. 

Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, 

"sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! 

 

Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu

böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi

hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden 

gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi 

kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, 

çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

 

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar 

ya da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap tasarımıdır" 

demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin 

yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun

  

Kovadaki Çatlak (Hikaye)

 

Hindistanda bir sucu, boynuna astığı uzun bir

sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su

taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam

olan kova her seferinde ırmaktan patronun evine

ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken,

çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını

eve ulaştırabilirmiş. Bu durum iki yıl boyunca

her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde

patronunun evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş.

Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı

çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine

getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. 

İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın

kıyısında sucuya seslenmiş. "Kendimden utanıyorum

ve senden özür dilemek istiyorum." "Neden?..."

diye sormuş sucu. "Niye utanç duyuyorsun?..." 

Kova cevap vermiş. "Çünkü iki yıldır çatlağımdan

su sızdığı için tasıma görevimin sadece yarısını

yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı

sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam

karşılığını alamıyorsun." Sucu söyle demiş.

"Patronun evine dönerken yolun kenarındaki

çiçekleri fark etmeni istiyorum." Gerçekten de

tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir

yanandaki yabani çiçekleri ısıtan güneşi görmüş.

Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını

kaybettiği için kendini kötü hissetmiş ve yine

sucudan özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş. 

"Yolun sadece senin tarafında çiçekler olduğunu

ve diğer kovanın tarafında hiç çiçek olmadığını

fark ettin mi?... Bunun sebebi benim senin

kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun

senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün

biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki

yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla

patronumun sofrasını süsleyebildim. Sen böyle

olmasaydın, o evinde bu güzellikleri

yaşayamayacaktı."

 

Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır.

Hepimiz aslında çatlak kovalarız.

Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez.

Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. 

Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu

bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep

olabilirsiniz. 

"İnsanlarla birlikte büyüseler bile,

kurdun eniği yine kurt olur."

 

Tahta Perdedeki Çivi

 

Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona

çivilerle dolu bir torba vermiş. " arkadaşların ile tartışıp

kavga ettiğin zaman her sefer bu tahta perdeye bir çivi çak"

demiş.

Genç, birinci (ilk) günde tahta perdeye 37 çivi çakmış.

sonraki haftalarda kendi kendine kontrol etmeye çalışmış ve

geçen her günde daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki

hiç çivi çakmamış. Babasına gidip söylemiş. Babası onu yeniden

tahta perdenin önüne götürmüş. Gence "bugünden başlayarak

tartışmayıp kavga etmediğin her gün için tahta perdelerden

bir çivi çıkart (sök)" demiş.

Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış. Babası

ona "aferin iyi davrandın ama bu tahta perdeye dikkatli bak. Artık

çok delik var. Artık geçmişteki gibi güzel olmayacak" demiş.

Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.

Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır. Bir çatal bir arkadaşlara

(bu cümle anlaşılmıyor) sokabilirsin ve çıkartabilirsin, Arkadaşına

bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin ama bu delik aynen

kalacak(kapanmayacak). Bir arkadaş ender bir mücevher gibidir.

Seni güldürür yüreklendirir sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur

seni dinler sana yüreğini açar" demiş.

700 YILLIK ALTIN ÖĞÜT

 

Aşağıda Osman Beye ünlü İslam Alimi, Şeyh Edeb-Alinin verdiği öğütleri 

anlatan bir yazı. Çok hoşuma gitti. Neredeyse 700 yıl önce 

söylenmiş ama hiç mi hiç eskimemiş. Tüm zamanlar için geçerli.

 

"Oğul insanlar vardır şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. 

Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın, 

ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah 

rüzgarında savrulur gidersin...

Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve 

iradene sahip olasın. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük 

değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, 

görülmeyenler ancak senin fazilet erdemlerinle gün ışığına 

çıkacaktır. Ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. 

Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere

dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, 

bildin bilme.

 Sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabbetin itibar olmaz.

 Üç kişiye acı:

* Cahiller arasındaki alime,

* Zenginken fakir düşene,

* Hatırlı iken itibarını kaybedene.

 Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğunda mücadeleden korkma.

 "Bilesin ki atın iyisine DORU,"

"Yiğidin iyisine DELİ derler." 


Atatürk Köşesi

Üyelik
Kullanici Adi :
 
Sifre :
 
Güvenlik :
 
Hatirla :
 
   

» Yeni Kayit !
» Sifremi Unuttum !

Anket
Bu öğretim yılında kaç kitap okudunuz?
1 - 10 arası (44 %)
11 - 15 arası (11 %)
16 - 20 arası (8 %)
21 ve üstü (35 %)
309 - Katilim
( Sonuçlar )

Resimlerden































Yeni yazilar
ATATÜRK'ün yazdığı şiirler 1
Çin Atasözü
ERMENİ SORUNU 3.BÖLÜM
ERMENİ SORUNU 2.BÖLÜM
ERMENİ SORUNU 1.BÖLÜM

Resimlerden
Galeriden seçmeler..

ANNELER GÜNÜ

Google'da Ara

Kayan Yazi
"İletişime önem veriniz.Mevcut problemlerin büyük bir bölümü iletişim sorunlarından kaynaklanmaktadır." M.Kemal Atatürk


"Eğitim herşeydir.Şeftali bir zamanlar acı bir bademdi. Karnabahar, üniversite eğitimi almış bir lananadan başka bir şey değildir." Mark TWAIN


"Yanlış adım attığınızı fark ettiğinizde, geri adım atmaktan kaçınmayın" Atatürk


"Ne kadar anlatırsan anlat karşındakinin anladığı kadar anlatırsın" Hz Mevlana


"İyi bir başlangıç iyi bir son getirir." Anonim


Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bugünden başlamıyorsun.. (EPIKTETOS)


Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince diğerleri deyanlış gider...(C.BRUNO)


İnsan ancak anladığı şeyleri duyar...(GOETHE)


Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanıdır...(DR.C.BERNARD)


İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursak; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür... (TOLSTOY)


Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir. (MEVLANA)


Gençlerin yetişmesine önem veriniz .Çünkü bu yoldaki en küçük ihmal, memleketin yapısını ve geleceğini mahveder. (ARİSTO)


Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir... (ALBERT EİNSTEİN)


Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar... (NITZSCHE)


Zafer, zafer benimdir diyebilenin; başarı, başaracağım diye başlayanın ve başardım diyebilenindir. (M. KEMAL ATATÜRK)

Saat

Bu site uzmanhost.com sunucularında barındırılmaktadır.
Anadolulisesi.Org © 2006 AspSitem tabanlidir.
Bu sayfa: 0.42 saniyede yorumlandi.